Mustafa KAYALI
Urfa’nın henüz “şanlı” sıfatını omuzlarına almadığı yıllardı. Takvimler 1994’ü gösterirken, sabahın erken saatlerinde, yeni açılan Akabe bölgesindeki Evren Sanayi Sitesi’nde yer alan eğitim kurumumuza doğru servisle yol alıyordum. Yol boyunca servisin teybinden yükselen bir ses, o güne dek hiç aşina olmadığım bir dünyayı aralıyordu: Yerel bir sanatçı, sonradan adını öğreneceğim Kazancı Bedih, içli bir gazel okuyordu.
“Mecnun isen eydil sana Leyla mı bulunmaz…”
Mecnun isen ey dil sana Leyla mı bulunmaz
Bu goncaya bir bülbül-ü Şeyda mı bulunmaz
Sun şerbet-i lâl-i lebin ağyara vefasız
Saki mi bulunmaz bana bir sehpa mı bulunmaz
Arz etmiyorum âleme âlâm-ı derunum
Yoksa bana bir mahrem-i sevda mı bulunmaz
Bir sen misin âlemde tabip, illet-i aşka
Teşhis-i dile başka etibba mı bulunmaz
Al aşkını ver gönlümü Allah için olsun
Dil vermek için, dilber-i Rana mı bulunmaz
Mesud edecek kimse seni yoksa Nezihe
Meşgul edecek bir şuhu hülya mı bulunmaz
Sözler, henüz genç sayılabilecek bir zihinde derin bir iz bırakacak kadar ağır, bir o kadar da davetkârdı. Şoförün hemen arkasındaki koltukta oturmanın verdiği küçük ayrıcalıkla, kaset kutusunu elime aldım. İçinde gazellerin listesi, söz yazarlarının isimleri vardı. İşte o an, hayatımda ilk kez bir isimle karşılaştım: Yaşar Nezihe Bükülmez. Adını not defterime yazdım. Daha sonra bakarım diyerekten.
Yıllar sonra, bambaşka bir sofrada anlatılan bir hikâye, o sabahın puslu yolculuğunu yeniden çağırdı zihnime. Cemal Safi ile Zekai Tunca arasında geçen bir sohbetin izleri sürülüyordu bu kez. Tunca, Safi’ye sıra dışı bir fikir sunar: Sadece rüyalarda görülebilen, hakikatte ise kavuşulması mümkün olmayan bir sevgiliyi düşlemesini ve bu imkânsızlığın dilini şiire dökmesini ister. Safi, bu fikri içselleştirir; birkaç gün içinde, adıyla kaderini mühürleyen “İmkânsız” şiirini kaleme alır.
Şiiri ilk dinlediğinde duyduğu heyecan, Tunca’yı vakit kaybetmeden Safi’nin yanına götürür. Henüz mürekkebi kurumamış dizeler, iki gün gibi kısa bir sürede, onun ellerinde Kürdilihicazkâr makamının hüzünlü kıvrımlarına bürünerek besteye dönüşür; söz, sesle buluşur ve kalplerde yankılanmaya başlar.
Bu hikâyeyi dinlerken zihnim, yıllar öncesine, o eski servis yolculuğuna döndü. Kazancı Bedih’in sesinden yükselen o gazelin ardındaki ismi düşündüm: Yaşar Nezihe… Kimdi bu kadın? Hangi hayatın içinden süzülüp gelmişti bu kadar derin, bu kadar sarsıcı sözler?
İşte bu merakla başladığım yolculuk, beni hüzünle yoğrulmuş ama bir o kadar da dimdik duran bir kadının hikâyesine götürdü.
Bu yazı, bir Türk kadınının hayat karşısındaki direncinin, sessiz ama sarsılmaz gücünün hikâyesidir.
Türk edebiyat tarihinin tozlu sayfaları arasında, ismi genellikle sadece 1 Mayıs kutlamalarında hatırlanan ama hayatı baştan başa bir “facia” ve “direniş” abidesi olan bir kadın şair durur: Yaşar Nezihe Bükülmez. O, sadece heceyi ve aruzu kendi kendine öğrenen bir “kendi gelen” değil; aynı zamanda yoksulluğun, evlat acısının ve sınıf bilincinin kalemidir.
İşte Silivrikapı’nın dar sokaklarından Urfa’nın yanık gazellerine uzanan, hiçbir fırtınanın bükemediği o 91 yıllık acılı, yorucu ve mücadeleci bir hayatın kronolojik yolculuğu:
Bir “Yaşasın” Temennisiyle Başlayan Hayat (1880-1896)
Yaşar Nezihe, 17 Ocak 1880 tarihinde (bazı kaynaklarda 1881 veya 1882) İstanbul’un Silivrikapı semtinde, bir viranede dünyaya gözlerini açtı. Ailesi, ondan önce doğan dört kız çocuğunu da yoksulluk ve bakımsızlıktan kaybettiği için, ona “yaşasın” diye “Yaşar” ismini verdi. Henüz 6 yaşındayken annesi Kaya Hanım’ı veremden kaybetti ve sarhoş bir baba, kötürüm bir amca ile geçimsiz bir teyzenin elinde kaldı.
Eğitim hayatı ise tam bir irade savaşıydı. Babasının “Kâtip mi olacaksın?” diyerek saçlarından sürükleyip evden kovmasına rağmen, dere kenarlarından ebegümeci ve papatya toplayıp aktarlara satarak kendi okul masrafını çıkardı. Sadece bir yıl gidebildiği mahalle mektebinde hocası ona “Kendi Gelen” adını taktı. O, edebiyatı ve aruzu taş baskısı aşk kitaplarından kendi kendine öğrenen bir otodidaktı.
Şahsi Izdıraplar ve “Feryâdlar” Dönemi (1896-1915)
Onun şiiri, hayatındaki trajedilerle eş zamanlı büyüdü. İlk şiirleri 1895-1896 yıllarında Malûmât gazetesinde yayımlandı.

Ancak asıl feryatları, evliliklerinde yaşadığı derin kırılmalarla başladı:
- İlk Evliliği: Kendisinden 27 yaş büyük Atıf Zahir Efendi ile evlendirildi; ancak “çocuğu olmuyor” diye kapı önüne konuldu.
- İkinci Evliliği ve Evlat Acısı: Mühendis Fevzi Bey ile evlendi. Sorumsuz bir eş olan Fevzi Bey onu terk edince, Yaşar Nezihe büyük bir yoksulluğun içine düştü. Öyle ki, oğulları Sedat ve Suat açlıktan öldü. Bu acı, onun şiirlerini “acıların şairi” etiketine hapsedecek kadar derinleştirdi.
Sedat ve Suat için kaleme aldığı şiiri:
Ey gonca iken hâke düşen nazlı çiçekler
Mahvoldu size verdiğim âh bunca emekler
Etmez müteselli beni güller kelebekler
Ağlar sanırım hâlime göklerde melekler
Gelmez melekü’l-mevt orda bilmem ki ne bekler
Annesinin ölümü üzerine de şu dizeleri mırıldanır:
Ya Rabbi yakışmıyordu ölmek
Ben varken o toprağa gömülmek
- Üçüncü Evliliği: Eski nişanlısı Yusuf Niyazi ile evlendi ancak adamın onuncu karısı olduğunu ve başka eşleri olduğunu öğrenince bu evlilik de sadece 50 gün sürdü.
Ekonomik Mücadele ve Proleter Kimlik (1915-1923)
Yaşar Nezihe, geçimini sağlamak için iğnesiyle kuyu kazan bir emekçiydi. Darphane’de işçilik yaptı, Kızılay’a nakış işledi, Şark Eşya Pazarı’nda dikiş dikti ve askere gidenlerin mektuplarını yazarak üç beş kuruş kazandı. 1912’de ölen babasından bağlanan 42,5 kuruşluk komik maaşı protesto eden mektupları gazetelerde yankı buldu; o, hakkını aramaktan asla çekinmedi.
Bu dönemde yazdığı “Ekmek Kömür İhtiyacı” gibi şiirler, sadece kendi yoksulluğunu değil, savaş yıllarında halkın çektiği sefaleti de dile getiriyordu.
Ekmek Kömür İhtiyacı
Mahalleden iki gündür verilmiyor ekmek
Kolay değil gece gündüz bu açlığı çekmek.
Zavallı milletin aç karnı dört buçuk senedir
İâşe meselesi hallolunmuyor bu nedir?
Satıldı evlerin eşyası hep bir ekmek için
Ne yaptı millet acep bu azabı çekmek için.
Kiminde kalmadı yatmak için yatak yorgan
Acıkınca bulamadı birçokları yazık kuru bir nân.
Şaşırdı genç kadınlar yollarını, oldu zelil
Eden bu milleti açlıktır hep bu rütbe sefil.
Siyasi Direniş: İlk Türkçe 1 Mayıs Şiiri (1923-1925)

Onun edebiyat tarihindeki en sarsıcı eylemi, sınıf bilincini şiire dökmesiydi. Türkiye’deki erken dönem işçi hareketlerinin sadece teorik bir destekçisi değil, aynı zamanda Amele Cemiyeti üyesi olarak eylemlerin bizzat içinde yer alan aktivist bir figürdür. Onun bu cemiyetteki varlığı ve grevlerdeki tutumu şu detaylarla öne çıkmaktadır:
Amele Cemiyeti Üyeliği ve Örgütlü Mücadele
· Aktif Üyelik: Yaşar Nezihe, döneminin diğer kadın şairlerinden farklı olarak, işçi sınıfının örgütlü gücü olan Amele Cemiyeti’ne (İşçi Yardımlaşma Derneği) üye olmuştur. Cemiyet bünyesinde sadece bir şair olarak değil, “militan” bir katılımcı olarak görülmüş; toplumsal meselelere dair görüşlerini düz yazılarıyla da açıklamıştır.
· Eylemlerin Hazırlık Süreci: 1922 ve 1923 yıllarındaki 1 Mayıs kutlamaları ve bu kutlamalar altındaki grev hakları taleplerinde, eylemleri hazırlayan gruplar içerisinde yer almıştır. Onun “1 Mayıs İçin” şiiri, bu aktif eylemliliğin bir dışavurumu olarak kabul edilir.
Grevlerdeki Aktif Rolü ve “Gazete Sahiplerine” Şiiri
· Mürettipler Grevi (1923): Yaşar Nezihe’nin işçi hareketindeki en somut eylemlerinden biri, 1923 Eylül ayında gerçekleşen Mürettipler (Dizgi/Matbaa İşçileri) grevine verdiği destektir. Matbaa işçileri çalışma koşullarının iyileştirilmesi için greve gittiğinde, gazete patronları işçileri devre dışı bırakmak için ortak bir gazete çıkarmış; işçiler de buna kendi gazeteleriyle karşılık vermiştir.
· Eylemsel Şiir ve Hitabet: Bu grev sırasında 18 Eylül 1923’te Haber gazetesinde yayımlanan “Gazete Sahiplerine” adlı şiiriyle patronlara karşı sert bir eleştiri yöneltmiş, işçilerin emeğini savunmuştur. Kaynaklar, bu grev esnasında Yaşar Nezihe’nin sadece yazmakla kalmayıp bir de konuşma yaptığını belirtmektedir.
Siyasi Sonuçlar ve Tutuklanma
· Komünizm Suçlaması: Amele Cemiyeti’ne üye olması, işçi grevlerine aktif destek vermesi ve Aydınlık dergisindeki yazıları ve Mürettipler Grevi’ne destek vermek için patronları “asalak” (tufeyli) olarak nitelediği sert şiirler kaleme aldı ve grev sırasında bizzat konuşmalar yaptığı nedeniyle 3 Haziran 1925 tarihinde “komünistlik” suçlamasıyla gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır.
· Yargılanma Süreci: 1925 yılındaki bu tutuklamalar sırasında, diğer cemiyet üyeleriyle birlikte sorgulanmış; mahkemede Şevket Süreyya’nın onun için kullandığı “silah arkadaşı” ifadesi üzerine sorgulanmıştır. Kendisi hakkındaki soruşturmalar, kadın hakları savunucusu Nezihe Muhiddin’in araya girmesiyle kapanabilmiştir.
· Serbest bırakıldıktan sonra siyasi baskılar nedeniyle toplumcu şiirleri bıraktı ve yeniden kendi içine, kişisel kederlerine döndü.
Yaşar Nezihe, ilklerin şairidir; Türkiye’nin ilk sosyalist kadın şairi, bir işçi sendikasına üye olan ilk kadın, grev desteği nedeniyle komünizmden dolayı yargılanan ilk Türk kadını, dergilerde peçesiz fotoğraf yayımlatan öncü kadınlardan biri ve gerçek bir proleterdir.
1923 Mayıs: Aydınlık dergisinin kapağında yayımlanan “1 Mayıs İçin” şiiri, Türkçedeki ilk 1 Mayıs şiiri olarak tarihe geçti.
1 Mayıs
Ey işçi!
Bugün hür yaşamak hakkı seninken
Patronlar o hakkı senin almışlar elinden.
Sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin
Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?
Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
Lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.
Zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden.
Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden,
Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün.
Bir parça da evlatlarının çehresi gülsün.
Ey işçi!
Mayıs Bir’de; bu birleşme gününde
Bi-şüphe bugün kalmadı bir mani önünde…
Baştanbaşa işte koca dünya hareketsiz;
Yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz.
Patron da fakir işçilerin kadrini bilsin
Ta’zim ile hürmetle sana başlar eğilsin.
Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi.
Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi.
Herkes yaya kaldı, ne tren var, ne tramvay
Sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say.
Bir gün bırakınca işi halk şaşkına döndü.
Ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü.
Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
Sen olmasan etmezdi teali medeniyet.
Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!
Kuvvettedir hak. Hakkı haksızlara anlat.

Urfa Kültürü ile Beklenmedik Bağ ve “Bükülmez” Soyadı (1934-1971)
Yaşar Nezihe, 1934 yılında Soyadı Kanunu ile kendine en çok yakışan “Bükülmez” soyadını seçti. İlginç bir şekilde, İstanbul’un kıyısında unutulmaya terk edilmişken, sesi çok uzaklarda, Urfa’da yankı buldu. 1930 yılında İstanbulda askerlik görevini yapan bir gazelhan “Feryatlarım” kitabıyla Urfa’ya gider ve orada sıra gecelerindeki meşk meclislerinde okunmasıyla tanındığı iddia edilir. Yaklaşık 250’ye yakın şiiri şarkı olarak bestelenmiştir. Gazelleri, özellikle Kazancı Bedih ve Tenekeci Mahmut Güzelgöz gibi ustalar tarafından Urfa sıra gecelerinin baş tacı edildi. Bu ustalar eserleri geniş kitlelere sevdirmişlerdir. Kazancı bedihin okuduğu “Mecnun isen ey dil sana Leyla mı bulunmaz” gazeli, bir halk klasiğine dönüşmüştür. Diğer bir değişle Yaşar Nezihe’nin acı ve hüzünle yoğrulmuş gazelleri, Urfa’nın yanık musiki tınısıyla birleşerek, sınıfsal ve kültürel sınırları aşan beklenmedik bir sanatsal köprü oluşturmuştur.
En Bilinen Bestelenmiş Gazelleri Urfa musiki kültüründe klasikleşmiş olan bazı Yaşar Nezihe eserleri şunlardır:
• “Mecnun isen ey dil sana Leyla mı bulunmaz / Bu goncaya bir bülbül-î şeydâ mı bulunmaz” (En bilinen eseridir).
• “Gül ruhlarını gonca-i zibâya değişmem / Endâm-ı dilârânızı tubâyâ değişmem”.
• “Nice bu hasret-i dildar ile giryan olayım”.
• “Yanayım ateş-i aşkın ile büryan olayım”.
• “Bir perinin aşkına düştüm”.
• “Sabret Gönül”.
Öldü sanılan ve unutulan şairin keşfi;
Edebiyat çevreleri tarafından öldüğü düşünülen ve unutulan şairin edebi kaderinde ve yıllar sonra yeniden keşfedilmesinde en kritik eşiklerden biri, Alman Profesör Martin Hartmann tarafından 1919 yılında Berlin’de yayımlanan “Dichter Der Neuen Türkei” (Yeni Türkiye’nin Şairleri) adlı antolojidir. Hartmann, antolojisinin 81-83. sayfalarını Yaşar Nezihe’ye ayırdığında, dönemin Türk edebiyat tarihçilerinin bu kadın şair hakkında henüz hiçbir bilgisi yoktu; böylece eser, şairin uluslararası alanda yerel literatürden önce tescillenmesini sağlamıştır. Hartmann, Yaşar Nezihe’nin düzenli ve klasik bir eğitim görmemiş olmasını onun için büyük bir şans olarak değerlendirmiş, bunun şairi dönemin yapay dilinden kurtararak milli ve şahsi bir şiir dili geliştirmesini sağladığını belirtmiştir. Ayrıca onu, konaklarda yetişen ve eserleri tam anlamıyla “milli” sayılamayan elit kadın şairlerden ayırarak gerçek bir “halk çocuğu” olarak tanımlamış ve bu özelliklerinden dolayı onu dönemin bazı meşhur şairlerinden daha yüksek bir yere koymuştur. Antolojinin en somut etkisi ise 1934’teki yeniden keşif sürecinde görülmüş; Taha Toros, kendi ülkesinde unutulmuş bir “hayalet” gibi olan şairin adını ilk kez bu Almanca eserde görmüş, ardından aylar süren bir araştırma sonucunda Yaşar Nezihe’nin hayatta olduğunu ortaya çıkararak onu edebiyat dünyasına geri kazandırmıştır.

Yaşar Nezihe Bükülmez, sadece “acıların kadını” değil; hem kadın hareketinin hem de işçi sınıfının bükülmez bir neferidir. O, mülkiyetsizlerin, evladı açlıktan ölen annelerin ve grevdeki işçilerin sesi olmuştur. Onun hikâyesi, yoksul bir “halk kızı”nın, sistemi ve feleği kalemiyle nasıl titrettiğinin en gerçekçi vesikasıdır.
Kaynakça:
1. İlknur TATAR KIRILMIŞ, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 1/4 2012 s. 70-84,
2. İlknur TATAR KIRILMIŞ,. İlk Sosyalist Kadın Şair Yaşar Nezihe Bükülmez mi? Turkish Studies, International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 2009.
3. Solcular Kitabı– Soner YALÇIN
4. https://izafi.org/wp-content/uploads/2022/06/bc3bckc3bclmez.pdf – Doğan Alpaslan Demir
5. Sennur Sezer, İlk işçi kadın şairimiz, Evrensel Gazetesi, 3 Aralık 1995.
6. Füsun Çoban Döşkaya, Ataerkil İdeoloji ve Yaşar Nezihe Bükülmez, Dokuz Eylül
7. Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yayını, Temmuz 2010, İzmir.
8. Yazılar 54 2017 İhramcızâdeHacı İsmail Hakkı ALTUNTAŞ – Soner YALÇIN’ın yazısı
9. Wikipedia https://tr.wikipedia.org/wiki/Yaşar_Nezihe